7 Mart 2013 Perşembe

İkizlerle Uçak Yolculuğu II


İbrahim ve Güzide ile California'dan sonraki uçak yolculuğumuzun istikameti Türkiye idi. Bu kez daha uzağa, okyanus ötesine uçacaktık. Artık kucakta bebek değillerdi. Güzide yeni yeni yürümeye başlamış, İbrahim ise yürümeyi sağlamlaştırmıştı. Başka bir deyişle kollar havada değildi yürürken. Daha zor olacağı belliydi. Ama memleket hasreti işte. Yine ani bir kararla düştük yollara. Bu kez daha sıkı hazırlık yaptık.
Yolculuğun başında çektiğim resimlerden. Sonrasında
kim düşünür resim çekmeyi'???
Uyku veren ilaçlardan bahsettiler. Gidip doktordan istemeye korktum açıkçası, Allah muhafaza hapse falan atarlar diye. Atmasalar da garipserlerdi. Zaten doktordan randevu almak büyük dert Kanada'da. Eşim istemiyordu ama nolur nolmaz diyerek 6 ay kadar önce Türkiye'den gelen bir arkadaştan bir ilaç aldık. Ona da çocuğunun doktoru vermiş. Ama sonra ihtiyaç duymadık. İlaç verip uyutmak yerine uçağın içine saldık. Birinin peşine ben birinin peşine eşim dolandık durduk uçakta. Uyutmak çok sorun olmadı uçakta ama tabii kucağımızda uyudukları için  ne biz ne onlar rahat edemediler. Bileti uçuştan sadece bir hafta önce aldığımızdan koltuk yerini de en önden ayarlayamamıştık.En önde olursa koltuklar bebek yatağı verebiliyorlar. Çok rahat oluyor.Ama dönüşte boş koltuklara geçtik de rahat ettik.
Arabaya bağlanınca isyan edilir.
Uçaklarda yemeğin verilmesi bazen gecikebiliyor. Daha doğrusu çocukların acıktığı saate denk gelmeyebiliyor. Bİr de o zaman çocuklara ayrı yemek gelmeyeceği için, e bir deçocukların yiyebileceği birşeylerin olması garanti olmadığından yanıma bolca kavanozda püreler almıştım. Meyve püreleri, tahıllı püreler...Arada oyalansınlar diye vermek için ekmek, kuru üzüm, vs..Oturduğumuz koltukların altı,sağı solu berbat bir hale gelmişti. O zaman normal süt içtiklerinden uçakta süt bulmak da sorun olmamıştı. Tabii bir sonrakine binene kadar bulamam diye uçaktan inmeden önce  ihtiyaten biberonları doldurmuştum sütle..
Emziğe düşkünlüğü o zaman mı başlamıştı yoksa?
Her ağladığında ağzına  sokuveriyorduk.

Uçakta oyalanmaları için sevdikleri oyuncaklardan, kitaplardan yanıma almıştım ama hiç işe yaramadı açıkçası. Belki yeni şeyler olsaydı daha çok ilgilenirlerdi ama o zaman uçağın içinde ya da beklemelerde havaalanında cirit atmayı tercih ettiler. Boşu boşuna bir torba ıvır zıvır taşıdık.

Almanya'da, Münih idi yanlış hatırlamıyorsam, aktarma yaptık. Ama iki uçuş arası sadece 45 dakika olduğundan uçağı kaçırmıştık. Bir sonraki uçak 7 saat sonraydı. Tam Noel zamanıydı. Havaalanında in cin top oynuyor. Dükkanlar kapalı. Havayolu şirketinin görevlileri bize battaniye falan verdiler. Neyse ki çocuklar için yanıma bolca yedek çamaşır almıştım. Hepimiz yorgunuz. Çocuklar yine bir baştan bir başa koşturdular. Sonra arabalarında uyudular. Babaları da çekti bir battaniye uyudu. Ben??? Gözümü kırpmadım. Ya biz uyurken çocukları alır götürürlerse diye paranoya yaptım.Uyumadığım saatlerin sayısı 24'ü çoktan geçmişti.

 Türkiye'ye vardığımızda tüm yorgunluğumuzu unuttuk diyemeyeceğim. Çocuklar  hasta oldular. Birkaç gün boyunca kustular. Saat farkına alışma süreci de cabası. İyileşip, uyku-yeme düzeni tutturana kadar geri dönüş vakti gelmişti. Topu topu 3 hafta kalmıştık. Eve dönünce de yine saat farkına alışma süreci geçirdiler. Gecede 10'ar kez uyanmaya başladılar.Gitmeden önce okumuştum bir yerlerde. Doğudan batıya gidince mi yoksa batıdan doğuya gidince mi saat farkına daha kolay alışılıyordu hatırlamıyorum. Güneşte,aydınlıkta çok vakit geçirin diyordu okuduğum yazılarda. Bir de çocuklara yemeklerini eski düzene göre değil de bulunduğunuz yerin saatlerine göre verin diyordu. Hasılı tövbe etmiştim o zaman,bir daha asla demiştim. Aradan zaman geçince, memleket özlemi tekrar hissedilmeye başlayınca:' Aman canım gidilir de 2 aydan kısa süre için gitmemek lazım'a çevirmiştim lafı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder