8 Kasım 2012 Perşembe

Hüzünlü Bir Doğum Hikayesi

     Montreal'deki M.'ye ve diğer dostlara ithafen...

    Hatırıma geldiğinde burukluk hissediyorum. İlk doğum heyecan ve sevinç doluydu. Babaannemiz ve dedemiz yanımızdaydı.Üçüncü bebeğimizi kucağımıza aldığımız ikinci doğumda ise gelebilen kimse olmadı .Meğer ne önemliymiş yakınlarının doğum sürecinde yanında olması. Hiçbir şey yapmadan otursa dahi bir insanoğlunun varlığı manen güç kuvvet veriyormuş anneye (belki babaya da...). Yalnızdık ama yapayalnız değildik. Montreal'deki dotlarımız ellerinden geldiğince koştular yardımımıza. Daha önce bahsettiğim dostum M. yardım organizasyonunu yaptı. Bana sezaryen olması ihtimalini hatılattı ve böyle bir durumda yanımda kalabilecek kimseleri tesbit etti.Özellikle çocuğu olmayan arkadaşlar gönüllü oldular. M. hem doğum öncesinde hem doğum sonrasında hastanede beni ziyaret etti. O ve birkaç arkadaş daha eve yemek getirdiler.

    Son haftalarda doğum planımız şekillenmişti az çok:

Doğumun başlayacağını hissettiğimde M'yi arayacaktım ve o beni hastaneye yetiştirecekti her durumda.

 A planı :Gündüz olursa fazla bir problem yoktu. Çocuklar kreşte olacak ve eşim yanıma gelebilecekti.

B planı :Gece olursa eşim evde çocuklarla kalacak, benim yanıma da gönüllü arkadaşlardan biri  gelecekti.

    B planı gerçekleşti. Ama M'nin beni hasyaneye götürmesine gerek kalmadı. İlki gibi planlı bir doğum oldu. Küçük böcek gelmekte gecikince 41. haftada harekete geçmeye karar verdi Dr. Koby. Hastaneye yatış gününü belirledik. Eşim iş yerinden izin aldı. Çocuklar bir süre önce kreşe başlamışlardı ama ilk kez tam gün kalacaklardı orada. Sabah kuzuların babası  beraber uyudukları battaniyeleriyle birlikte kuzuları kreşe götürdü. Öğleden sonra da beni hastaneye bıraktı.

    Yanıma kitap da alarak gittim. Ohh keyif yapacaktım kendi başıma. Sancı verildikten sonra keyfim biraz bozulsa da uzun zaman sonra bööle yatağa uzanıp saatlerce hiç rahatsız edilmeden kitap okumak hoşuma gitti doğrusu. Ara sıra kontrole gelen hemşirelerin 'kimse yok mu senin yanında yaaa??' diye acıyan bakışlarla sordukları sorulara  'eşim evde çocuklara bakıyor, ben de burada sancı çekiyorum. İş bölümü yaptık.' diye gülerek cevap veriyordum her seferinde.Birkaç kez evden telefon geldi. İlk kez ayrılıyorduk İbrahim ve Güzide'yle. Güzide uyanmış anne diye ağlıyordu. Telefonda teskin etmeye çalıştım kuzuyu.
     Bir ara M. uğradı. O gittikten sonra arkadaşım Z. aradı ne zaman gelmesi gerektiğini soruyordu. Ona 'Bu gece muhtemelen sadece sancı çekerim.Sen yarın gel en iyisi.' dedim. Beni dinlemedi. Canım Z. iyi ki dinlememiş. Ben epidurali aldım, sancıların şiddetini hissetmez oldum, Z. ile bir güzel sohbet ettik. Gece 12 gibi gelen hemşire hadi uyu biraz artık diye fırçaladı. Z'yi bilmiyorum ama ben biraz kestirdim. Taa ki...

   Sadece birkaç saat sonra müthiş bir sancıyla uyandım. Vakit gelmişti. Acil düğmesine bastım. Epiduralin dozunu artırmak için düğmeyi arıyordum deli gibi. Hemşireler, doktorlar koştular odaya. Beni öyle kıvranırken görünce gözleri korkudan büyümüş canım arkadaşım Z.'ye dışarda beklerse daha iyi olacağını söyledim. Sıkı sıkı tuttuğu elimi bırakıp gitti. Neyse epiduralin dozunu artırdılar da ben de rahat ettim. Sadece yarım saat sonra Ayşe Gülru kucağımdaydı. Dr. Koby zor yetişmişti. İlk hikayede yazmayı unutmuşum. Kanada'da doğumunuza kendi doktorunuz girmeyebiliyor. Ama Dr. Koby kendi prensibi gereği her doğumda bizzat bulunuyordu. Üst üste doğuma çağrıldığı için uyumamış iki gecedir. 'Sen de benim gibi olacan. Uykusuz geceler başlıyor.' dedi. 'Zaten öyleydim.' demek aklıma bile gelmedi. Çünkü o anda yanıma yatırdıkları Gülru'cuğun güzelliğini seyrediyordum.  Z. de sabaha kadar uyumadı haliyle. Üniversitedeki dersine gitmeden önce beni kalacağım odaya taşıdı, resmi işlemleri yaptırdı.


 
   Bu kısa bir doğum hikayesiydi öncekine göre. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Üç çocuklu hayatın hikayesi...Oldukça uzun :))
   


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder